Nuri Bilge Ceylan, Uzak, 2002, & Kış Uykusu, 2014

Arkadaşım Can, NBC’yi çok seviyor, onun hakkında konuşurken “inandırıcılık” gibi kıstaslardan bahsediyor. Ben bunu pek anlayamıyorum, sinema hakkında nasıl konuşulacağını bilmiyorum. NBC’nin 2 tane filmini izledim, haftaya da onun filmlerinde çalışan birinden DSLR atölyesine başlıyorum. Kış Uykusu‘na biri çok sinirlenmiş şöyle yazmış:

bourg

Kış Uykusu entelektüel ile imamın arasındaki çatışma ilginçti. Kokan ayakkabı meselesi kafamı kurcalıyor. Aydının çelişkileri ve karakteri o kadar plastikti ki orada bir özeleştiri sezdim.

Geçen hafta da arkadaşımız Can bize en sevdiği NBC filmi olan Uzak‘ı izletti. Mahmut’un odasını tanıyışımızla film başlıyor. Adamın çalışma masası iyi bir referans noktası olmuş. Ve masanın üstündeki lambanın uzun borusu akılda kalan bir çizgi çekiyor ilk önce masanın arka tarafından Mahmut‘la tanışıyoruz, bir odaksız noktalar yığını olan sevgilisiyle sevişiyor, annesinin telefonlarını açmıyor. (Bir öcü olarak kadın) Daha sonraki aydınlık sahnelerde güneş doğuyor, Mahmut dünyaya dönüyor, masanın ön tarafına geçiyoruz ve Mahmut‘u çalışma alanında kitaplığının önünde görüyoruz. Bu adım adım yaklaşma hoşuma gitti.

Uzak‘la ilgili yazılan bir şeyler bulamadım, filmden sonra İrem, Can ve Elliot konuştuk. Elliot filmden pek etkilenmedi ve bize 3 saatlik kahvaltısını hazırlayan bir insanın filminden bahsedip, köyden şehre gelen taşralı hikayesinin çok yaygın kullanıldığını söyledi. Beni filmde içine alan şey bu taşralı ve taşradan gelmiş akrabasının arasındaki ilişki idi. Türkiye’de bu aydın ve köylü çatışması ilginç bir nokta ve bu iki kutup yüzünden oluşan iletişimsizlik, toplum olmayı başaramama durumu karşısında ne düşünmeliyiz hala bilmiyorum, NBC de bilmiyor gibi. Röportajlarını da dinledim gerçekten ilgilenmiyor. İlginç. Sevan Nişanyan bu konuyla ilgili iyi yazıyor, Atatürk devrimlerinin oluşturduğu “entelektüel” nefreti besleyen bir kitle varmış. Yanlış Cumhuriyet‘i okumam lazım.

Kokan ayakkabılar ve bu ayakkabıların sahipleriyle ilgili ne düşünmeliyiz? Mahmut filmin başında “Bu şeyi nasıl içiyorsun” diye burun kıvırdığı Yusuf‘un sigarasını, filmin sonunda Yusuf gittiğinde içiyor, ki bu son sahne epey uzun onu izleyelim izlemiş NBC. Ben de sanıyorum ki bir barışma olabilir mi? Ama kendisine sorulunca alakası bile yok demiş. Birisi daha pahalı sigara içer, birisi parası olmadığı için daha ucuz sigara içer demiş. Can da öyle düşündü. Filmde olanlar evine giren “intruder”dan rahatsız olan Mahmut‘un sinirlenmesi üzerineymiş ona göre, ben kökleriyle göz göze gelmek istemeyen, kendisine ihtiyacı olan ve köyden gelmiş tembel Yusuf‘a başka biri olduğunu kanıtlamak isteyen boşvermiş bir aydın ve iktidar savaşı görüyorum. Yusuf‘un taşradan elini kolunu sallayarak gelip iş bulmak için yeterince çalışmadığını düşünen Mahmut. Mahmut da taşradan gelmiş, kendi üstünlüğünü Yusuf‘a  ispatlamaya çalışıyor. İktidar savaşının en uç noktası gümüş saat, gümüş saatin arka odada olmadığını belli edince tabii ki Yusuf hırsızlıkla suçlandığını düşünerek kafaya takıyor. “Vallahi ben almadım abi” diyor tedirgince evde gezip. Mahmut saati bulmasına rağmen Yusuf‘un karşısında güç kaybetmemek, zekasına, hafızasına leke sürdürtmemek için ona saati bulduğunu söylemiyor. Ucuz sigarasını içmiyor, Yusuf’un yanında Tarkovsky izleyip, o uyumaya gidince pornosunu açıyor. Belli ki dahil olmaya çalıştığı sınıfın kümesine girip orada rahat etmiş, ve taşradan gelen akrabasındaki aynayı görmek istemiyor, ona nasıl daha şehirli olduğunu göstermek için bilinç dışsal bir çabası var gibi. Neden onu entelektüel arkadaşlarıyla fotoğraf konuştuğu masaya götürdü mesela?

Buarada kadınlar niye sürekli öcü olarak karşımıza çıkıyor? Filmdeki kadınlarla ilgili en ufak bir fikrim bile yok. Elliot bize şunu sordu: How many wives should a film director have to talk about women? Peh…

Ama aspiration’ın anlamı üzerine düşünmek ve konuşmak ilginçti. Gelecekle ilgili umut anlamına gelmesinin yanı sıra, vakumla bir sıvı ya da havayı çekmek demek! Aspiratör! Umut, ve vakum. İçimiz boş olmasın, umut beklenti bunlar insanı çürütür. İçini dolu tut! Hayat bir hedefte değil harekette oluşsunmuş.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s